Bu yazıda İmparator ve Cin Ali benzetmesi (teşbihi) yapılmıştır, teşbihte hata olmaz… Çakma Cin Ali İmparatorluğunun tek motivasyonu korkudur. Korku ise insana sürekli yanlış şeyler yaptırır, yanlışı başka bir yanlışla örtmeye zorlar... Olan bitenin altyapısı budur... Korkuyu yenerseniz doğru düşünmeye başlayabilirsiniz...
ÇAKMA CİN ALİ İMPARATORLUĞU-Kral Çıplak!
Balık baştan kokar... Mızrak çuvala sığmıyor...
![]() |
| İmparator Cin Ali |
Önemli Not: Bu yazılanlara şaşırmayın, çünkü aile içinden olmayanlar aşağıdaki hususları bilmez çünkü Cin Ali ev içi ve ev dışı olmak üzere iki çeşit karakter kullanır…
![]() |
| NHZ Örgütü |
Bazı şeyleri açıklıyorum…
Burada anlaşılması gereken esas nokta şudur; Aynen Osmanlı Padişahlarında olduğu gibi, Sultan Şehzadeleri yanı başında istemez ve onları başka illere vali olarak atar ki yönetim rahat olsun, oğlanlar ortalıkta ahkâm kesip Padişahın façasını bozmasınlar… Durum aynıdır, kendinden maddi açıdan, bilgelik açısından daha ileride olan aile bireylerini etrafta görmek istemiyor çünkü façası bozuluyor, tahtı sarsılıyor, kafasında kurduğu sahte imparatorluğu çökme noktasına geliyor… Haraç vermediği için rakp gördüğü büyük oğluna “İkimiz bu dünyada fazlayız” diyerek aslında “ölsen daha iyi olur” demesi, küçük oğlunun bir taziye oturumunda bazı menkıbeleri hatırlatmasına karşılık “Ev danası öküz olmaz” diyerek büyümesine izin vermemesi tezimizi güçlendiriyor… Bunu bazıları öfkeyle söylenmiş sözler gibi basite indirgemeye çalışsa da yaşam bu sefer başka birşeyi dayatıyor:
Konu bir ego konusudur, enaniyedir. Daha teknik söylersek; “Narsisistik Kişilik Bozukluğu” dur. Onu haklı gören etrafındakilerin ise ya kişilikleri benzerdir ya da onun bu halinden yararlanıyorlardır, mesela bu gerçeğin etrafa sıçraması gibi…
Diğer bir örnek te gençliğinde eş ve kız çocuklarını çalıştırıp (halı dokuyarak) kazanılan parayı kış günü kahvelerde konken oynayarak ve kıymalı pide yiyerek geçirmesidir. Bu arada horanta evde turşu ve ekmekle öğün geçirmektedir… Bu onun doğal hakkı gibiydi, imparatorlar çalışmaz, halk çalışır o öşür toplar… Ancak nasıl yaptıysa, aile içi meselelerde her zaman sütten çıkmış ak kaşık olmayı başarmış, aile bireyleri özellikle mekanda olmayanlar savunmasız olduğu için suçlanarak dışlanmıştır.. Bu suçlular hep büyük kız, büyük erkek ve küçük erkek çocuklar olmuştur…
Bu durum Horantanın kalan kısmının (NHZ) mağdurluk gerekçesiyle mafyatik bir örgütlenmeye gitmesine, İmparatorun da babalık vazifeleri konusunda kendini haklı çıkaramayacağı için onların dümen suyuna yatmasına sebep olmuştur. Şimdi onlar ne diyorsa o da aynısını diyor çünkü muhtaç… Diğer üç kardeş ortak düşman ilan edilmiş ve Cin Ali’nin babalık kusurlarından doğan tüm ıstırap dışlanan bu üçlüye yüklenerek güya ebeveyn kayırma yoluyla ahiret kurtarıyorlar… Ali’nin günahını Veli’ye yıkıp cennetten yer kazanma fikrinin telif hakkı bu NHZ örgütüne aittir… Başlangıçtaki ayetten haberleri yok, ama hepsi de çok dindar!!!!!
Konu Cin Ali açısından şöyledir: Erkek evlatların imparatorluktan ayrılıp bağımsız cumhuriyet kurma hakları yoktur, onun yazılmamış anayasasına tabiidirler… Kanun yapıcı NHZ gerekli yasaları bu anayasaya göre hazırlar ve uygular… Müstakil yaşamanın tek yolu vergi vermektir. Aynen Osmanlının Eflak Boğdan’dan aldığı yıllık vergi gibi… Vergi gelmeyince İmparator NHZ örgütüyle önce düşman kalelerine sızar, zayıf yönlerini öğrenir, sonra akıncı seferleriyle zayıflatır sonra da öldürücü darbesini indirir. Maalesef büyük oğlan bu darbeyi göğüsleyememiş ve ailesi dağılmıştır.
Çünkü o sırada saftirik bir şekilde yanlış olduğunu düşündüğü ilişkileri düzeltmeyle (!) meşguldür, NHZ üçgeni içinde bir sağa bir sola koşuşturmaktadır. Küçük oğlan imparatorluk güçleriyle yakın temastan uzak durmuş ve zamanında çevik bir geri çekilme harekâtı ile horantasını bu hezimetten korumayı başarmıştır… Gelişmelere bakılırsa NHZ örgütü ileride faaliyetlerine HZNE ismiyle kaldığı yerden devam edecek gözüküyor...
Anlamak için Şener Şen’in Züğürt Ağa filmine göz atmak gerekiyor. Eğer izlemediyseniz Züğürt Ağa’yı izleyin ne demek istediğimi anlayacaksınız… Başka türlü anlamanın imkânı yok gibi…
Mesela, Kemal Sunal Züğürt Ağa’ya karşı geliyor, (aslında karşı geldiği falan yok ta emrini tam anlamıyor.) ve düzeni bozduğu için onu köyden kovuyor, şöyle diyor: “Defol git la, dönüp te arkana bakma köyüm var deye”… O da dönüp yalvarıyor: “Ayağına keçe olam ağam”…
Bunun bizim yaşantımızdaki örneği, ona inatla haraç vermeyen küçük oğlunu kezdirip (bunaltıp, mobing yapıp) buralardan uzaklaştırması ve pişkin pişkin de büyük oğluna dönüp “Küçük oğlan senden haysiyetliymiş, bir kovdum 25 yıldır gelemiyor, sen ne yüzsüz adamsın da gooyom gooyom gitmiyong, ayamıng altında dolaşıyong”[1] demesi Şener Şen ile tebeası Kemal Sunal ve İlyas Salman örneğinin aynısıdır…
Burada Cin Ali öfkesine yenilip iki şeyi itiraf ediyor:
1. Küçük oğlanı buradan bilerek uzaklaştırmış oluyor ama dışarıya “Hayırsız Evlat” numarası çekiyor.
2. Dışarıya gurur duyuyormuş yapıyor ama büyük oğlunu “haysiyetsizlikle” suçlayıp yurdu terk etmesini istiyor…
Her ikisinde de sebep yeterince haraç kesememesidir, ama güçlü oyunculuğu sayesinde bunu etrafa belli etmez… Çünkü küçük oğlan da büyük oğlanda yaptığı zorbalıklara boyun eğmemiş ve maaşlara el koymasına izin vermemiştir… Küçük oğlan iyi geçinmek için maaşını teslim etmesi gerektiğini anlamamış olabilir, çünkü onun büyüdüğü dönem bu adeti anlamaya yeterli gelmemiş olabilir…
Diğer taraftan, büyük damadının emekli olduğu için dükkânı üstüne yapması neticesinde bu hizmetinden dolayı dükkândan haraç elde edemeyince ve hacca giderken kızından yeterince harçlık alamayınca (Hacca giderken büyük oğlu arabasını satıp parasını hac için göndermiş ve önceden aldığı arabayı ödemiştir) büyük kızı bunun bedelini aforoz edilmekle ödemiş, hac yolu hava alanında tatsız muamele yaşamıştır… Ancak bunun gerçek sebebini halen kimse anlayabilmiş değil… Sebebi şuydu: Büyük damat haracını verseydi ancak bir “Kapıkulu” kadar değer bulabilecekti, vermedi, hanımı iteklendi…
2008 yılında büyük damat trafik kazası nedeniyle mapusta iken, imparator ve NHZ örgütünün büyük kızın kapısını çalmamasını, geçmişte biriken haraç borçlarına bağlıyoruz. Haraç ödemeyenin cezalarından biri bu, diğeri de ailenin dağıtılmasıdır…
Küçük kızının verecek bir şeyi olmadığını düşündüğünden midir nedir onu sadece “kapıkulu” seviyesinde tutmuştur… Halinden şikâyetçi olsa da aslında bu sayede hışmından ve zorbalığından kurtulmuş olduğunu anlamamıştır… Eğer Cin Ali onda gizli para olduğuna inansaydı bugün ablasının yaşadıklarının beterini yaşamış olacaktı…
Ortanca kızına gelince o yaşadığı ailede durumu çözmüş, (Para istemenin bir yolunun çocukların annesine kötülük yapmak olduğunu, para gelinceye kadar kötülüğün devam edeceğini anlamış olmalı.) rüşvet ve haraç vermediği sürece huzur bulamayacağını görmüş (Celladına âşık olma durumu-ya da Stockholm Sendromu) kız çocuğu olmasına rağmen yapabildiği kadarıyla dövizle beslemiş ve hem hışmından korunmuş hem de “En iyi evlat” diplomasına hak kazanmıştır… Ancak oynadığı rol gözlerden kaçmamıştır…
Büyük oğluna gelince: Küçüklüğünden beri karanlıkta göz kırpma yöntemiyle çiftliğin kâhyası yapılmış, diğer evlatlara da ona koşulsuz itaat görevi verilmiş. Sebebi, kendisi Ağa olduğu için maraba ile direkt muhatap olmak istememesi, bu yüzden marabasını kâhya ile idare etmeyi seçmiş. Maraba genel olarak büyük oğlanın kâhyalığını kabullense de, büyük oğlan kâhyalığı biraz yapar gibi olmuş sonra “Ben niye kendi kardeşlerimin babası rolündeyim, adam hayatta” şeklinde düşüncelerle Cin Ali’nin biçtiği rolü sonradan oynamamış. Tabi bu arada diğer dört kardeş neden 5. kardeşin hükmü altın da yaşasın ki? Aslında bu kahyalığı da istemiyorlar ama, Cin Ali'nin "Tavşan kaç, tazı tut" oyununu ne kahya fark ediyor ne de maraba... Herkes bir ev bark sahibi ve herkesin evi ayrı yolu sapa… Bu durum genç yaşta büyük oğlanın aklının karışmasına da yol açmış “Ben kendi çocuklarımın mı babasıyım, kardeşlerimin mi” gibi duygu karmaşasına girmiş, bu nedenle tam kocalık ve babalık yapamadığı için evliliği düzen tutmamıştır…
Kâhyanın durumu bununla bitmiyor: Cin Ali güya kâhyaya biz senle ortağız ayakları geçiyor (Kâhya bunu bir zaman yutuyor gençlikte) ama boşanıp elindekileri kaybedince anlıyor ki: Cin Ali şöyle bir tuzak kurmuş: "Bu aileyi ikimiz yönetelim, para ve hürmet bana, dert ve tasa sana olsun"... Niye? Çünkü o özel, alt tabaka insanlarla bir arada görülürse makamı sarsılır, façası bozulur… Yaşıyorken insanın sorumluluklarını evlatlardan birine yıkmak ne demektir, hangi dinin ürünüdür bir türlü anlamış değilim...
Mesela bir gün onlarda kalırken, üst komşu yaşlı kadının kalp ameliyatı olduğunu söyledim, haberi olsun diye, bana dedi ki:
Bunun üzerine ne kadar kinlendiğini daha sonraki günlerde anlayacaktım…
Marabaların derdini kâhya çözsün, onların dertleri varsa baba yarısı olarak görevini yapsın… Niye? Sen hayattasın hangi evlat içten kabullenir, gerçek baba hayatta dururken vekil kullanmayı? Hem niye vekâlet var ortada, ağır hasta mısın, ölü müsün, gurbette misin, sakat mısın, dilsiz misin, sağır mısın, felç misin, Kamil Dede gibi aklın mı yetmez? Neydi mazeretin vekalet kullanmak için? Ben söyleyim: Kibir ve zöhüm… Kendini Sultan bizi de kul zannetmesi, kul basit oldu, Bekçi Kamil’in kapısından cingan (çingene) torbasında gelen yaratıklar… Bu onun akıl almaz kibir dünyasında utanç verici bir durum… O bir haşa yüce varlık nasıl olur da Süleymanlı’nın Cehillik denen inlerinden gelme aşağı sınıf çocukların babası olabilir di? Bu utanca katlanılamazdı...
MEĞERSE VEKALETİN AMACI, "NASIL OLSA İŞLER TERS GİDECEK, ÖYLEYSE ORTADA BİR GÜNAH KEÇİSİ OLSUN DA O (Büğük oğlan) SUÇLANSIN" MESELESİ İMİŞ...
Böylece hem işleri planlayan hem de çuvallama halinde suçlu olmayan olacaktı Cin Ali.... Böylece sözde yüceliğine bir halel gelmeyecekti...
Bunlara aklınız ermediyse şunu duymaya hazır olun: Bir gün emeklilik sonrası ben onların evde yaşarken[2] sürekli hır çıkarıyor ve meğerse git demek istiyor muş… (Bu arada kahyalık görevini Farıh Aslan, Milis Gücünü de Yusuf Dalmaz temsil ediyor, tabi onun dünyasında…) Sürekli maraz (rahatsızlık) çıkarıyor, konuşmuyor da ama belli ki birşeylerden rahatsız ve bir gün dedim ki:
Cin Ali’nin bu “keramet” (!) yüklü sözlerine tanık oldum… Yani bu vaaz olmasa helak olurduk maazallah…
Bunun anlamı bu evde onun hükmünün geçtiğidir, yani haşa "Allah benim" demek istiyor… Bu konu ilginçtir, çünkü Cin Ali bugüne kadar “Sizden beklediğim şudur, şunları yapın şunları yapmayın” dememiştir. (Hani Allah insan gibi sesli konuşmaz ya!!!!) Hepimiz ne arzuladığını bulmak zorunda kaldık, her defasında da bulamazdık. Çünkü kimin hangi huyunu beğenirse anlık olarak onu bizde görmek isterdi… Yusuf, Faruk, Halim, Film Kahramanı v.s aklına kim eserse beğendiği huylarını bizde görmek isterdi, ama sadece beğendiği yanlarını… Ayıklama işini sen yapacaksın çocuk aklınla nasıl becereceksen? Mesela Farıh gibi atik ol ama konuşma huyun olmasın... Diğer yandan da bir gün çocukken (İlkokul) misafir yanında el göğüste geri adımlarla odayı terketmediğim için evi başıma yıktı... Sanki kendi öyle yapmış ta, sanki çevrede bu adet var da bir bizim evde eksik... Yani kendine göre mükemmeli arıyordu… Ne yapsak yaranamazdık, her zaman bir kusur bulur ve dehşet yaşatırdı…
Horantanın (Eş ve çocukların) kişilik gelişimi bu saçma sapan adı konmamış tahmini değerleri yakalamaya çalışmaktan ibarettir. Sonuç kimliksizlik… Kim olacağımıza karar veremedik… Kimliklerimiz "yarım kalmış birer gecekondu" gibi…
Had ve edebi zorlayan, sonra da sürgüne göndermek için karşıdakini suçlu duruma düşürmek için tahrik ederek hır çıkarma girişimlerine sadece bir örnek:
Köyde geçen bir hadise (Yaşım 50, çocuklarım civarda):
Bu sözlerden sonra yolumu ayırdım… Yarı tanrı tavırlarını kabul etmiyorum… Onun sa Allah'çılık oyunundan dolayı tövbe etmesi gerekir ama bu şuur onda yok…
Gelelim NHZ liderine; Aynı olayda ben çocuklar duymasın diye mümkün olduğunca alçak sesli ve sakin davranmaya çalıştıkça baktı ki istedikleri amaca ulaşamıyorlar, NHZ'nin N'si olurya çocuklarım duymadıysa haberdar olsun diye koşarak, dışarıda arabada bekleyen kızımı buluyor ve ispiyonu yapıştırıyor. İki işaret parmağını birbirine dolayarak "İkisi birbirine girdi" müjdesini veriyor. Yaptığı bile bile edepsizlik ve çocuğun aklını şeytanca bozmaktır...
Sorarsanız süklüm püklüm "Ben ne yaptım ki" cevabını alırsınız. Bunun bir fıkrası var buradaki şeytani masum görüntü bu fıkrada mevcut:
Bir gün şeytanın işi gücü yok aylaklık yaparken ileride ki ahırın kenarında bir buzağı görmüş, kadın ineği sağıyor, ama buzağının ayağı bağlı ki gidip sütü emmesin. Hemen diyor ki şeytan: "Ulan yıllarca şer yaptım şimdi iyilik zamanı, şu buzağının ayağını çözeyim de zavallı biraz karnını doyursun." Hemen arkasından buzağının ayak düğümünü tam çözmüyor ama biraz gevşetiyor ki kendi başarmış olsun, kendi yaptığını düşünsün!!!
Buzağı uğraşırken şeytan tarafından gevşetilmiş düğüm çözülüyor, buzağı koşarak memeye saldırıyor, onu gören kadın elindeki tası buzağının kafasına vuruyor, buzağı yere kapaklanıyor, onu gören inek kadının alnına bir tekme atıyor, kadın yerde pert, onu gören kayın pederi tüfekle ineği vuruyor, silah sesine tarladan atla gelen koca babasını tüfekli, karısını da ölü görünce tabancasını çekip babasını vuruyor...
Bu arada saman alevi gibi olup biteni izleyen şeytan, kürdanla dişlerini kurcalar ve derki;
-Şimdi bunu da bana bulurlar, oysa tek yaptığım zavallı buzağıya biraz yardımcı olmaktı...
NHZ Grubu çocuklarınıza yardım ediyorsa bu böyle bir yardımdır... Ama zamanında göremedik...
Soru: Bir kibrit bir ormanı yakar mı? Cevap: Yakar, kibriti ormana kimin ne şekilde bıraktığına bağlı...
Şimdi bundan önceki kısımlar gölgede kaldı… Sorun daha da büyükmüş… Haşa kendini evde Allah sanıyormuş ve biz bu yüzden nereye basacağımızı şaşırmışız…
Cin Ali'nin evlat yok etme iç güdüsüne örnek:
Daha sonraki bir zamanda, yine 2014 olabilir, bana:
Bu durum, yaratılışı ve yaradılış emrini anlamadığını, kimin yaşayıp kimin yaşamayacağına kendisinin karar veremeyeceğini bilmediği anlamına geliyor… Benden aldığı yanıta bir karşılık verememiştir… Bundan daha kafa karıştırıcı, daha dip bozukluğu, da elim ne yaşanabilir ki?
Buradan yola çıkıp her şeyi başa alırsak, Cin Ali’nin aile ferdi iseniz onunla geçinmenin tek yolunun ona kulluk etmekten geçtiğini bilmemiz gerekirmiş ama biz anlamamışız… Bu dünya için ayrı, öbür dünya için ayrı tanrı edinmiş ayrıca aile içinde de kendisini tanrı ilan etmiş, buradan o anlaşılıyor…. Bunu anladıktan sonra tek tek tüm olayları saymaya gerek yok… Ortada bir inanç bozukluğu var ve gerisini saymaya gerek yok…
Napolyon Savaşı kaybetmiş, suçlu arıyor ya Albayı çağırmış sormuş:
- Niye o tepeyi alamadın?
- Efendim tam 40 mazeretim var…
- Say...
- Bir, mühimmat bittiydi…
- Tamam gerisini saymana gerek yok…
Biz de gerisini saymayalım…
Bu günkü durumun tanımı:
Hatırlamamız gereken şu: İçinde bulunduğumuz durum normal değil, bir KAOS ortamı. Doğduğumuzdan beri bunu yaşadığımız için de olması gerekeni bilmiyoruz…. Yapmamız gereken şey KAOS Teoremini uygulamak yani her şeyi bir an için silip başa dönmek ve sonra da yaşamı yeniden kurgulamak, yanlışı yanlış doğruyu da doğru olarak görmeye çalışmaktır... Çünkü, görmezden geldiğimiz, üstünü örtmeye çalıştırğımız her an bir yeni anormallik daha ekeleniyor, geçmişin anormallikleri bir şekilde yeni nesillere aktarılmış oluyor. Öyleyse düdük çalmak gerekiyor ki yeni nesil zehirlenmesin... Üstünü örtenler zehire çanak tutmuş oluyor...
İşin başına dönelim:
İşin adı: Kibir ve Zöhüm İmparatoru Cin Ali’nin, hayalinde kurduğu “Alice Harikalar Diyarında” adlı oyununu gerçek yaşammış gibi dayatmasıdır...
Bunun için önce iğrendiği köylüklükten kurtulması ve 13 yaşında tanıştığı şehir hayatına adım atması gerekiyordu. Kendi ifadesiyle (bana söylemiştir) “Bir Hulusi Kentmen” olmak istemesi üzerine gelişen olayların içindeyiz… Başka bir yerden duyduğuma göre de bir gün Adana’da birlikte çalıştığı emmioğlusu Eyyüp YILDIRIM’a bir paket verip ve şöyle der. “Kuzum Eyüp şunu bizimkilere ver” buradan Hulusi Kentmen öykünmesini görebiliyoruz…
Bunun için, (şehire adım atmak için) kimsenin masimediği (önemsemediği) ama daha önce köyden şehire taşınan Bekçi Kamil’in 14 yaşındaki kızına talip olur… Kızı alır eve getirir, anne babasına şöyle der: (kendi ifadesi): “Alıng norüyorsangız gorüng.” Bunu bana söylemesinin sebebi benden de aynı şeyi beklemesidir. En çok kullandığı yöntem "laf vurma"dır. Ben oralı olmayınca da yıllarca bana kıllık yapacaktır… Köy hayatını tam bilmiyoruz ama bellki acı ve ıstırap dolu yıllardır... Çünkü
Zaman gelir (Ekim 1965 denmektedir.) şehre göçer, amacı şeherli olmaktır, köyden kimseyi muhatap almaz, ama bir türlü şeherli de olamaz, arafta kalır… Fakat kafasında kurduğu hayali bir imparatorluk vardır, bu imparatorlukta gücü yettiği herkes ona tabii ve ona öşür borçludur, öşürü vermeyen aforoz edilir ve hakarete uğrar, çocuklar dahil. Şeherden aldığı Bekçi Kamil kızı bir eş değil bir cariyedir, ondan doğan da cariyeden doğanın adı her ne ise odur, bu utanç onu kahretmektedir… O yüzden evlat gibi göremez ve baba diye sahip çıkamaz… Ya da utanç duyduğu ve saklanması gereken başka bir konu vardır, o konumuz değil şimdilik…
O utanç yüzünden babalık görevini sahiplenmemiş, büyük oğula devretmek istemiş ama büyük oğul bu vekaleti almamıştır, (Büyük suç!)… Bu arada ev sahipsiz kalmış, bir Fetret devri olmuş, bu evin reisinin kim olduğu anlaşılamamıştır… Bir gün bana açıkça “Ben bu evin reisi değilim” diye bağırması yıllarca kafamda "Kim o zaman?" sorusunu yankılamıştır… Bunun anlamını bilen varsa dinlemeye hazırım...
Otobüsü kim sürecek?: Evin reisi değilsin, ev danasını da öküz yapmıyorsun, e çözümün ne o zaman? Kim sürecek otobüsü? Ne sürüyorsun ne sürdürüyorsun, herkes yol aldı gidiyor bizim otobüs bekliyor... Niyetin belli: "Otobüsü sen sür ben sürekli başında ahkam keseyim", "İyi giderse benden kötü giderse sürücüden"... Sevsinler aklını...
Böyle olmaz, günahıyla sevabıyla kendi otobüsünü kendin sürecektin... Elalemi üst akıl yapıp ne zaman gaza, ne zaman firene basacağına, hangi yöne gideceğine başkaları karar verirse, senin otobüs bir yere gitmez, yolcu da huzursuz olur, hatta devrilir... Kabahati de yolcularda arayıp kül yutturmaya kalkışamazsın... Yolcuların korkusundan ses bile çıkarmadan koltuğa yapışmış nereye gittiğini anlamaya çalıştı, durağı gelmeden de inmek zorunda kaldı çünkü otobüs ilerlemedi... Aynı zamanda yolcuların öğrendiği tek şey "otobüsün nasıl sürülemeyeceği" oldu...
Sürekli vermek çözüm müydü?
Kısaca şunu düşünelim: Herkes elindeki avucundakini düzenli olarak getirip ona teslim etseydi işler yolunda gider miydi? Bu soruyu bir uzmana sordum “Hayır gitmezdi” dedi… Neden? dedim. Çünkü "Bir valiz dolar versen öteki hayali valizin peşine düşer" dedi... Bu da "Anasının doyuramadığını kimse doyuramaz" sözüne geliyor… Sonuç bu….
Görünen o ki, Kamil’in kızının 14 yaşından beri kafasına işleyerek kendisini tanrı olarak kabul ettirmiş ve onun üzerinden kendi adını lekeleyecek işleri üstlenecek üç kişilik bir NHZ örgütü kurmuş, ve kendisi hep iyi tarafta kalmayı başarmış. Örgüt, "Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla" kanalından tüm emirleri almış ve uygulamış. Bu şekilde NHZ sağa sola ateş etmiş ama Cin Ali azmettirici olduğu saklanmayı başarmış ve masum gözükmüş, herkes te ateş eden NHZ’i suçlu görmüş… Nereden mi biliyorum? NHZ'nin diğer üç kişiye saldırılarını durdurmak için kılını bile kıpırdatmadı benden yardım da istemedi...
Görünen o ki sadece kadınları kullanabiliyor…
Bu yaşadığımız saçma yaşamın kuralları “Alice Harikalar Diyarında” masalı olan Cin Ali Anayasası ve bu yönde çıkarılmış NHZ yasalarıdır. Bu yasalara itaat etmeyenlerin sonu aforoz ve sürgündür. Talimatı Cin Ali tarafından "beyin yıkama olarak" ta baştan NHZ'ye zaman içinde "şartlandırma" yoluyla verilmiştir… BALIK BAŞTAN KOKAR.... Yok burada kıçtan kokmuş diyen varsa o zaman Kıç Baş olmuş demektir...
İmparatorluk adetleri gereği ben ve avradımın mayışlarını (Maaş) ona teslim etmemiz ve akabinden ondan harçlık dilenmemiz gerektiğini, çoluk çocuğumun beni değil onu patron bilmeleri gerektiğini, “Avradını işe sen dıhtın (işe koydun) mayışını da senin alman gerekir” demesinden bir şey anlamam ve kendi maaşımı da ona teslim etmem gerekiyordu… Anlamamazlıktan geldim ve bedelini herkesten uğrun (gizlice) çocuklarımın yanında aşağılanarak ve yüzüme “b…ka bakarmış gibi bakılarak” defalarca ödedim… Nihayetinde de mantık şu: “Seni o yerlere ben getirdim, mayışın ben de değilse orayı da sana yar etmem” mantığıyla aile düzenimi yerle bir etti… Nereden mi anladım: Boşandığım avrada bir gün sordum:
Not: Benim eski avrat böyle düşünemez, bu cümleyi kuramaz, demekki öğretilmiş…. Anladık ailem tedrisattan geçirmiş...
Not: Boşanmanın üstüne köye geldiğimde Cin Ali’nin. “Pıhh, boşandın ha bize niye sormadın?“ diyerek bıyık altı gülmesine, pis pis sırıtmasına kıllandım açıkçası. Bu hareketle “Gördün mü gününü” dediğini çok rahat hissettim… Yani cezamı kesmiş, elde ettiği sonuçtan memnun idi… Daha sonra da “Nafakalarını ver dönüp te arkana bakma” diye öğüt verdi.. Yani "Yüzünü bize çevir, orayı unut" diyor… “İki sabinin (Biri 5 diğeri 13 yaşında) sonu ne olursa olsun, ilgilenme" diyor… “Aman ha sorumlusun” demiyor… Fetvaya bak…. müthiş bir dindarlık örneği...
Yılarca eğittiği NHZ lideri Kamil’in kızı da güya beni teselli ediyor, “Boşver peygamberimiz de yetim büyüdü, çocuklarına bişey olmaz”… Lan peygamberimizin anne babası boşanmadı ki, ben mi yanlış biliyorum. Ben hayattayım hala sorumluluklarım var… Bu nasıl bir öğüttür… Bu da Cin Ali öğretilerinin bir örneği...
Her şeyi yazmadım, bazı şeyler bende mahfuz (Saklı) ama anladığımız şudur:
1. Kimsenin ebeveyni Allah yerine geçmez…
2. Cin Ali “Bu eve Allah’ı karıştırma lan” diyerek sapmış olduğunu göstermiştir.
3. Emrindekileri de NHZ gibi kullanmakta, insanları bu yöntemle itaate zorlamaktadır.
4. Peygamberimiz bile kızına, “Ahiret için bana güvenme” demiştir, ama bunlar güvenir...
5. Buna rağmen, Bekçi Kamil’in kızının “Bütün günahlarını ben üstleniyorum sen sadece itaat et”, demesi Cin Ali tarafından nasıl bir eğitime tabi tutulduğunu anlatıyor…
Çünkü Bekçi Kamil’in kızı 14 yaşından beri Cin Ali Hutbeleri dinliyor… Bu hutbelerin birine evde denk geldim, kendisine koşulsuz itaat edilmesini istiyordu… Kendini haşa hatadan münezzeh (arınmış) biliyor. Bu çok net ve bu çok tehlikeli bir durum…
6. Herkes ebeveynine yardım etmekle görevlidir ancak zengin etme veya onların NHZ tarzı operasyonlarına iştirak etme zorunluluğu yoktur…
Zenginlik ve fakirliğin ölçüleri de dinimizde açıkça bellidir… Allah zenginliği dilediğine vereceğini Kuran'da bildiriyor, bu iş zorlamayla olmaz… Cin Ali bu kuralı değiştirebilmek için hepimizi harcamak pahasına, derdi her neyse, perde arkasından NHZ operasyonlarını yönetti ve izledi, sonuç raporlarını NHZ'den aldı. Ama maalesef hayat böyle yürümüyor… Alman Markı bile bu işe yetmez…
7. Başkasının zulmü söz konusuyken, bu tür zalimlik peşinde koşanlara sırf yaranmak için kolaylık sağlayanlar aynı suçu işlemiş sayılır… Belli ki esas konu gizleniyor, yoksa bu saçma gayret niye olsun?
8. Cin Ali ve ekibi şunları hiç anlamamış:
a. Rızasız bahçenin gülü derilmez…
b. Ağlayanın malı gülene kar etmez…
c. Zulüm ile abat olunmaz…
9. Cin Ali’yi “Kusursuz Ulu Manitu” gibi göstermeye çalışıp, sonra da ona yakın gözükerek “Çin Malı Çakma İmparatorluğunun” en birinci ve en ikinci üyesi ünvanı için didinen zavallılara ve ondan sözde şefaat umanlara önerim:
“Önce Nisa Suresi-135’i[5], sonra, Hz. Peygamberin (SAV) ahirette şefaat[6] konusunda kızına verdiği vasiyetini hatırlamalarını, daha sonra da kendi imanlarını süzgeçten geçirmelerini” öneririm…
Evet, şimdiye kadar bildikleriniz yanlıştır… Bu ailenin anayasası Cin Ali tarafından yapılmış olup özü “despotik mutlakiyet“tir, kanbağı dışında aile bağı oluşmamıştır. Tüm bu olup bitenler Çakma Cin Ali İmparatorluğu'nun bir kısmını geçmişten taşıdığı bir kısmını kendi uydurduğu gizli anayasaları çerçevesinde, NHZ örgütünün çıkardığı yasaların uygulanması ile oluşmuştur. Ortada gördükleriniz bu düzenin icrasıdır (uygulamasıdır). Temel olarak Narsistik ve Borderline Kişilik Bozukluklarından şüphelenmek gerekir. Bu ikisinin teşhisini koymaya yetkili olmasam da çok net 'Gaslighting' olduğunu görüyorum...
Gaslighting linkine tıklayarak bilgi alabilirsiniz. Anlamı etrafınızda olanları size başka birşeymiş gibi gösterip aksini iddia ettğinizde ya zarlanırsınız, ya afaroz edilirsiniz, ya da ruh hastası olmakla suçlanırsınız ya da farklı bir iddia da bulunmamanız için ruh hastası olmanız için uğraşırlar. Neden Gaslighting yapmak istesinler?
1. Narsistler içgüdüsel olarak 'Gaslighting' yaparak sizi gerçeğin dışında işlerine gelen birşeye inanmanızı amaçlarlar, siz olayları onun çarpıttığı gibi algılarsınız ve böylece üzerinizde güç oluştururlar, sizi istedikleri gibi yönetmiş olurlar...
2. Ortaya çıkmasını istemedikleri bir durum vardır...
Nitekim İmparator Cin Ali çocuklarının bir araya gelmesinden hoşlanmaz. Olur ya aralarında bildiklerini paylaşıp gerçeği öğrenirler ve foya ortaya çıkabilir... Bu gerçek ne ise? Bu yüzden öncelikle "katıksız itaat" etmeyi dayatır ki o ne diyorsa öyle inanasın, değilse "Böl parçala yönet" taktiği uygular... NHZ katıksız itaat yolunu seçtiği için onun açısından aynı zamanda "kullanışlı aygıt" olarak hizmet etmektedir. Kraldan çok Kralcı mantığı ile hareket eden NHZ onun elini sürmek istemediği ama yapılması gereken işlerini öngörüp halletmektedir. Buna diğer üç kardeşin izine kurşun sıkmak ta dahildir. Onun için öncelikli olan baba-evlat ilişkisi değil, yoldan çıkmış nefsinin sonu gelmez narsistik isteklerinin peşinde koşmaktır...
Peki, İmparator böyle davranmayı nasıl öğrendi?
1. Narsistik Kişilik Bozukluğu olan kişiler bunları içgüdüsel olarak bilir ama inkar eder...
2.Tam elli yıldır haber izliyor ve en sevdiği Liderlerin Stalin ve İnönü gibi kişilikler olduğunu ben biliyorum... Onlar da toplumu böyle yönettiler...
Önce kendileri ve halk (Kendisi ve büyük oğul hariç diğerleri) arasına imtiyazlı bir zümre yani bürokrasi yerleştirdiler. Bizim evde bu imtiyazlı kesim büyük oğuldur, Çakma İmparator'un ona hükmedebilmek için hayalinde kendini general zannettiğinden hiç şüphem yok... Öykündüğü despot liderler gibi Cin Ali de sadece imtiyazlı kesimin yularını tuttu ama halkla ilgilenmedi, halkı da imtiyazlı kesim yönetti / ya da öyle kurguladı ama olmadı... Gerçekte olup biteni görmek yerine hayalindeki planın sahte gerçekliği ile yaşadı... Hayatı "Mış gibi" yaparak yaşadı... Böylece marabayla uğraşmamış oldu, ama halk sahipsiz kaldı...
İmparator'la çatışmaktansa, günah keçisi bulmak deha iyi...
NHZ bu boşluktan babalarını sorumlu tutmak yerine daha kolay olan günah keçisine (Büyük oğlan) yükleme yolunu seçti... Hem İmparator bu fikri çok beğenir, façası yerine gelir... Tüm İmparatorlar etrafında dalkavuk olmasından çok hoşlanır, onlar varken bir tür koruma altında hissederler kendilerini... Çünkü bu daha kolaydı, İmparatora suç bulmak herkesin harcı değil... Çünkü böylece içlerinde oluşan katranı boşaltacak bir çöp tenekesine kavuşmuş olacaklardı ve öyle oldu... Sonuçta İmparator hem sorumluluklarından kaçtı, hem de suçlu olmamış oldu, NHZ de hem içindeki katranı boşaltacak üç kişi buldu hem de güya Cin Ali'nin şefaatine mazhar olmuş oldu... Başkalarının ziyan olması onlar için önemli değil, yeter ki kendileri kazanan tarafta olsunlar... Ancak Hz. Peygamber (SAV) bile kızına "Ahiret için Peygamber babana güvenme" diyordu. Ama bunun onlar için bi önemi yok, çünkü onlara göre Cin Ali'nin sözleri ve tutumları daha üstün...
Hem onlar NATO gibiler, düşmansız yaşayamazlar, birer düşman bulup niye sürekli savaştıklarına bir gerekçe yaratmak istiyorlar. "Çünkü düşmanımız var" diyerek saldırganlıklarına bir sebep bulmak zorundalar... Barışık durmak onlar için tam bir boşluk hali... Düşmanlık ortadan kalkarsa nasıl yaşayacaklarını ne Cin Ali bilir ne de NHZ... Düşmanı da İmparatorluktan seçiyorlar niye? Çünkü artık el-alem onları umursamıyor ve onların tiyatrosunda oynamıyor, onların iç katranlarını kendilerine bulaştırılmasını istemiyorlar. Uzun zamandır sahne boş, içinde "Erol Taş karakteri" olmayan oyunu da bunlar oynamazlar... Yaklaşık yedi yıldır sessiz durarak beni günah keçisi yapmalarına fırsat vermediğim için Talas'tan kovdular, çünkü uzakta olsaydım yine rahatça günah keçisi yapabilirlerdi, nasıl olsa kendini savunamaz salla gitsin... Şimdi buradayım ve en küçük dedikodu da sahne alıp foyayı yüzlerine vuracağımdan çok eminler, ve bu onları tedirgin ediyor... Gidecekleri yer şu: İçlerinden birini "Erol Taş" yapmak zorundalar ki onlar için hayat anlam bulsun...
Bu düşmansız yaşayamama işi hem İmparator'un hem de avradının geçmişten gelen "Bitmemiş İşleri" olmasından kaynaklanıyor. Cin Ali babasıyla olan, avradı da hem babasıyla hem abisiyle olan meselesini halledemedi, halletmek için zihinlerinde onların yerine çocuklarından birer manken koyarak geçmiş sorunu ona aktararak çözmek istiyorlar. Bazılarının zannettiği gibi büyük oğlanı yüceltmelerinin sebebi daha fazla sevdiklerinden değil, onu kendi babaları yapıp, o yarım kalmış meseleyi çözmek, yanlış yapan babalarının yerine doğrusunu koyarak, güya çözüm bulmaktır. Bu onların geçmiş iç katranlarını büyük oğula yıkmak istemeleri anlamına geliyor. Belki bunu küçük oğulda da denemişlerdir bilemiyorum... Ama olay daha çok sevme meselesi değildir...
Cin Ali'nin Baba meselesi: Babasının ev reisliği yapmaması, bu nedenle annesinin onu koca temsilcisi olarak kullanarak, yaşadıkları evin sorumluluğunu genç yaşta ona yıkarak kimliğini allak bullak etmesidir. Burada kendi kardeşlerine babalık yapma zorunluluğu vs. vardır, dolayısı ile evlenerek edindiği yeni aileyi benimseyememiştir. Cin Ali bu nedenle kimlik bunalımı yaşamıştır, yaşamaktadır. Köye taşınması herşeyi sil baştan yaşamak istemesinin sonucudur. Bu projeyi gerçekleştirebilmesi için birinin ona babalık etmesi gerekiyordu-Büyük oğlan... Yapmadı şimdi Yusuf yapıyor... Bu yeni baba ile 13 yaşından sonraki hayatını yeniden oluşturması gerekiyordu, dolayısı ile içinde çocukları yok... Arada bir menfaat için kısa süreli kabuller yapıyor çünkü muhtaç... Oysa onun asıl arızası 13 yaş öncesindeki annesiyle olan ilişkisidir... Hertürlü kimlik arızasının temel sebebi annedir...
N'nin Baba meselesi: Başlık parası ile 14 yaşında satılmış ve borcunu ödemiş, kimliği oluşmadan kalabalık bir aileye hizmetçi olarak atanmış, 9 kere doğurmuş, 4'ü ölmüş, dayak yemiş, yaşça hazır olmadığı halde, tarla ahır, mutfak, işlerinde kullanılmış, 4 görümcenin örgütlü operasyonlarına karşı koyamamış, çaresizliğini dibini yaşamış buna karşın onu arayıp soracak ve kollayacak bir babası olmamış, baba yerine abiler de arka çıkmamış dolayısı ile onlara öfke duymaktadır. Babasının banka borcu yüzünden ne hallere düşmüştü... Bunu düzeltmek için yeni bir babaya ihtiyacı vardı-Büyük oğlan... O da 14 yaşından sonraki hayatının yenisini kurgulamak istiyor, babasını ya da yerine abisinin suçlu tutuyor, ama onun da asıl arızası 14 yaş öncesindeki annesiyle olan ilişkisidir... Her türlü kimlik arızasının temel sebebi annedir...
Not: Bu arada büyük oğlanın horantası (eş ve çocukları), "Yetiştiğin aileye babalık yapacaksan git yap, bizi oyalama" diyerek isyan ve arkasından boşanma yoluyla yollarını ayırmış oluyorlar... Ortada söz yok, herşey tavır ve tepki ile anlatılıyor...
NHZ örgütü lideri N'nin durumunu ele alırsak, evlendiği 14. yaşından beri Cin Ali tarafından uygulanan baskı, eleştiri, beyin yıkama ve Gaslighting sayesinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu başından beri bilmediğini düşünüyorum (Psikoz). Şuradan bakalım; Eğer Cin Ali, Yüksek Lisans yapmış, insan yönetmiş, devletin türlü makamlarında görev yapmış büyük oğluna, beyin yıkama, akıl şaşırtma, "Gaslighting", göz bayma uyguladı ise bunu kendi cahil avradına niye yapmamış olsun... 14 yaşında ve cahil, üstelik arkası yok, arayıp ta bulamadığı şey... Aynı şeyi NHZ de yaptı ve yapıyor, o da beyin yıkıyor ve 'Gaslighting' yapıyor... Çünkü hem kendisi de narsist, hem de hocaları, amirleri ve İmparatorları (!) Cin Ali öyle buyuruyor... Başka da yol bilmiyorlar... Bu imparatorluğun şekli bu...
Geldikleri noktada hem imparator hem de örgüt birbirlerini kullanarak çıkar elde edeceklerini umdular, belki saklamak istediklerini sakladılar ancak günün sonunda elde ettikleri tek şey depresyon, psikoz ve şizofreni olmuştur… Hangi amaç için olursa olsun, bilgi saklamak için başkalarının ruh sağlığı ile oynamak bir ruh bozukluğudur... Bilmedikleri şey ise şudur: Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır ve tek mutlak olan Allah’ın kendisidir. Haşa Allah'çılık oynamanın bedeli ağırdır...
Bir çıkar yol var mı idi?. Cevap: Hayır… Çünkü Çakma imparator Cin Ali, orucu tutturur, bayramı ettirmez… Çağırırlarsa gitmez çağırmazlarsa kahreder… Kendi hatalarını başkasının üstüne yıkmanın bir yolunu bulur... En zor durumlarda masum ve zavallı rolünü çok güzel oynar, herkes te bunu yutar... Acındırır, bu onun başarı anahtarıdır… Kimse de "acaba" demez...
Biraraya gelin ve bildiklerinizi düşmanlık etmeden paylaşın ki, ruhunuz hakikatle tanışıp huzur bulsun... Ruhların en büyük huzur kaynağı ne kadar acı olursa olsun hakikatle tanışmaktır...
Atasözü: Uyanık kalmak korkulu rüya görmekten iyidir... Ölüsü olan bir gün ağlar, delisi olan hergün ağlar...
Bir kere tam ağlamak hiç olmazsa neyin yasını tutacağınızı belirler, şimdi ise niye yaslı olduğumuzu bile bilmiyoruz...
Aşağıdaki videoları mutlaka izleyin...
H. Ali YILDIRIM_Mayıs 2021
[1] Cin Ali’nin 2014 yılı maceraları
[2]
[3] 2014
[4] 2014
[5] Nisa Suresi-135: “Ey âmenû olanlar! Kendinize, anne ve babanıza ve yakınlarınıza bile olsa, zengin veya fakir de olsalar, Allah için adaleti yerine getiren şahitler olun. Çünkü Allah, ikisine de daha yakındır. Adaletli davranmak için, artık hevânıza (nefsinize) uymayın. Ve eğer dilinizi eğip bükerseniz (sözü değiştirirseniz) veya (haktan, adaletten) yüz çevirirseniz o taktirde muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.”
[6] “Ahiret için peygamber olan babana bile güvenme”

